18 Mayıs 2020 Pazartesi

Ölgün Balıklar

   




Claude Monet , Sunrise       Işınla Beni spak butonu             



 

   Gelir yorgun bir denizci

   Dinlenir limanımda

   Kıyıya vurur ölgün balıklar

   Dökülür pulları

   Çarpınca korsan gemisine

   Bakar kör bir denizci

   Kıyıya vuran bir balığa

   Uyutur deniz anne

   Kıyıya vurmuş balıkları

   Deniz kabukları ve çakılları

   Mezar taşları olur

   Ölgün balıkların

   Demir alır bir denizci

   Gitme vakti gelince

   Elveda der yorgun limana

   Ve yelken açar

   Ölgün balıkların olmadığı

   Başıboş limanlara

9 Mayıs 2020 Cumartesi

Karabalık



Karanlıklara vurgun 
Kimsesiz bir balığın 
Pullarındaki en ışıltısız parçayım
Zifiri karanlıktır dört bir yanım
Nereye dönsem sessizliğe toslarım
Kimsesiz geceler büyütürüm içimde 
Yeterince büyüyünce 
Pullarından yeni bir balık olur 
Karanlık okyanus diplerinde 
Yosun tutmuş anılara
Çarpa çarpa durur 
Dalgalara karşı yüzemez 
Kör bir balıkçının teknesine çarpar 
Dermansızdır yüzgeçleri 
Koyamamıştır hayata karşı 
Kapatır gözlerini 
Karanlığı okyanus sanmıştır

30 Nisan 2020 Perşembe

Yâre-i vuslat





            


   Serde ayrılık  varsa
   Gün gelip de 
   Yare-i vuslat olmaz 
   Hasretler bedene hapsolmaz 
   Bekleyip dursan da 
   Yârdan haber gelmez 
   Zamanın çarkları
   Devinimi bırakıp durmaz 
   Bu bitap ruha bi çare bulunmaz 
   Mecnundur yüreğim 
   Çölden geri durmaz 
   O yare varmadan derdine derman onmaz
   Yare-i vuslat olsa da 
   Sevdayı vuslat sayma
   Sevdalar mezedir ruha
   Öyle bi hal ki benden içeri
   Bir garip mecnun misali 
   Leyladan geçemez
   Ferhat’a çalıp 
   Dağlar da delemez 
   Savrulur kor alevi 
   Kavrulur yüreği 
   Bu bitap ruha bir çare bulunmaz 

26 Nisan 2020 Pazar

vuslatsızlık Demi




Gustav Klimt , The Kiss          Işınla beni spak butonu


   Gemiler gelmez artık 
   Ufuk’ta duyulmaz vapur düdükleri 
   Mart’ı sesleri 
   Dalgalara kapılamam İnan ki
   Gözlerimde aksetmez masmavi deniz 
   Nerede unuttum hevesimi bencileyin 
   Sere serpe yalnızlığa uzanıyorum 
   Belki biraz yok oluyorum 
   Kasvetli bulutları yorgan belliyorum 
   O kasvetli bulutlar ki 
   Her gece kabus olur yağar üzerime 
   Ne bir ay ne de bir yıldız 
   Bu gecelerde  de yalnız 
   Hasretler yükselir gökte 
   Zaman alır başını gider ya öyle 
   Ne gece biter ne de sigara 
   Vuslatlar uzaktır çok uzakta 
   Çıkmazdan bir sokakta 
   İsimsiz bir barikatta döğüşerek ölmüştür

13 Nisan 2020 Pazartesi

Gece Sonesi



   Kalktım bir şiir demledim 
   Geceye astım sayfalarını 
   Ay kurutsun diye mısralarını 
   Açtım bir kitap okudum 
   Sayfalarca seni aradım 
   Yeniden rastlaşalım diye
   Küle dönmeden evvel 
   Bütün cümlelerde seni buldum 
   Kalbimi o kitapta unuttum 
   Ruhumu senli cümlelere esir ettim 
   Adının geçtiği her geceyi 
   Bir virgülle ayırdım 
   Bu hikayenin sonuna üç nokta koydum
   Bekle dedim zaman dedim 
   Ölmeyi beceremedim.

31 Mart 2020 Salı

Biri ateş etti

                                                    Salvador Dali                                                        
Biri ateş etti
Çıkardı tetiği ve çekti
Kelimeler saplandı
Her yerine bedenimin
Önce yalpaladım biraz 
Bunu herkes gördü 
İnan bana leo 
Herkes biraz kördü
Gecenin Işık’ları 
Birer birer söndü 
Bir kaldırım taşına döndü yüreğim 
Herkes görmeden basıp geçti 
Çizgilere basmamaya çalışan bir adam vardı 
O beni gördü 
Yine de bana kördü 
 Biri ateş etti 
Çıkardı tetiği ve çekti 
Önce dizlerimin üstüne 
Sonra boylu boyunca yere düştüm 
Kör bir amca gördü 
Sağır kadına seslendi 
Ezdi bedenimi hüzünç teyze 
Sakladı tavan arasına 
Gözlerim her şeyi gördü 
Geceyi güneş böldü 
Biri ateş etti 
Çıkardı tetiği ve çekti 
İnsancıl duygulardan sürgün yemiş  çiçekler ektim saksılarına bedenimin 
Her gün gözyaşlarıyla suladı 
Hüzünç teyze 
Pörsümüş anılarımı 
Zenci çocuk buna çok ağladı 
Yüreğini açlık dağladı 
Biri ateş etti 
Çıkardı tetiği ve çekti 
Nereyi vuracağını iyi bildi 
Öldürmedi ama yaralı bıraktı

14 Mart 2020 Cumartesi

Dev

   Gece saçlı bir devdi 
   Yeşil gözleri adeta bir evdi 
   Sığındı minik kız 
   Şehrin kargaşasından 
   Bunca sebepsiz kavgasından 
   Kuru gürültüden ibaret kaldı şehir 
   Devin yumuşak göğsünde 
   Uzaktı her şeyden 
   Gezindi usulca 
   Devin dev hatlarında 
   Köprücük kemiğine kuruldu 
   Yüz hatlarını ezberledi 
   Hep orda yaşarım sandı 
   Sıcacıktı dev 
   Her zaman üşüyen minik kız 
   Isındı ilk defa 
   Devin ateşli hatlarında
   Uykusu gelince 
   Usulca bıraktı kendini 
   Devin ellerine 
   Dev gibi seviyordu dev 
   Mini minnacıktı kız 
   Büyüdü bu sevgide 
   Devin canı sıkıldı buna 
   Minik kız hep minik kalsın istedi 
   Çocuksu bakışları kayboldu kızın 
   Dev gibi vazgeçti dev 
   Öylece bırakıp minik kızı 
   Yoluna devam etti 
   Minik kız anladı 
   Her şeyden çok uzakta 
   Kendinden de uzaktı
   Kendini bıraktı devde 
   Adımları onu takip etmedi 
   Devin gecesine gizledi 
   Ezberlediği hatlarda usulca kayboldu.


Gitmek sonesi

Ağaçlar cılızlaşıyor ağaçlar
Yapraklarını döküyorlar 
Hoyrat bir rüzgarın savurduğu 
İçim üşüyor büzüşüyorum 
Yalnızlığıma sarılıyorum 
Kasvetli bulutların örselediği 
Ne zaman bir gitmek gelse 
Sen oluyorsun adı 
Sayısız defa terk ediyorsun beni 
Bakışların diyorum bakışların 
Bari onlar kalsaydı 
Anıları anlar besliyor fotoğraflar kadar 
Anları siliyorsun hafızamdan 
Hoyrat bir fırtına peyda oluyor 
Giderken ardında bıraktığın 
Adımların siliniyor yeryüzünden 
Kentin kalabalığı dolduruyor caddeleri 
Asık suratlı yüzler görüyorum 
Hiçbiri bana bakmıyor 
Attığım her adımda mutsuzluğa tosluyorum 
Giderken ardında bıraktığın 
Mevsimlerden sonbahar 
Aylardan Eylül 
Üşüyorum zehir zemberek 
Ellerin diyorum ellerin 
Anısı kalır mı hislerin
Ne zaman birini uğurlasam içimde 
Hep adı sen oluyorsun 
Sayısız defa terk ediyorsun beni 

6 Mart 2020 Cuma

Varoluşun yokoluşu

   
Salvador Dali                     Işınla beni Spak


   Vazgeçiyorum ben bugün 
   Kırıkları toplamıyorum 
   Ellerim kan içinde 
   Üstüm başım yara bere 
   Çıkartıp asıyorum bu bedeni 
   Yırtıkları ve sökükleriyle 
   Yama yapacak kumaş kalmadı zira
   Dikemezdim bu derin girdabı 
   Usulca yürüyorum 
   Kırıklara aldırmadan 
   Ama yine de basmadan 
   Ruhunu güneş’e teslim etmiş
   Sessiz bir ay kadar yalnızım
   Arınıyorum hatıralarından 
   Simsiyah gece 
   Örtüyor kalın örtüsüyle
   Yaşanmışlıkları 
   Ve bir daha asla yaşanamayacakları 
   Tozlu umutları üflüyorum 
   Yıldızlar dağılıyor 
   Yıldız tozları gibi 
   Evren’de uzak birer hatıra oluyor 
   Belki orada duruyor 
   Ama yıllar var ki arada 
   Anımsatmayacak kendini bana 
   Uzaklaşıyorum ağır ağır 
   Kendi yörüngeme dönüyorum 
   Boşluktan korkmuyorum 
   Savruldum zaten yeterince 
   Nereye kadar böyle 
   Sorularım,hezeyanlarım 
   Ardımda kalıyorlar sessizce
   Yürüdüğüm sen misin yol mu 
   Demiyorum 
   Artık sen’in içi boş bir kelime 
   Kelimeler bazı anlamları barındırmıyor
   Aramıza galaksiler giriyor 
   Uzay boşluğundayım 
   Süzülüyorum 
   Belki de sonsuz bir yokoluştayım




25 Şubat 2020 Salı

Sızı

Two Fridas , Frida Kahlo           Işınla beni spak butonu


   Eskitiyorum zamanı 
   Zaman beni eskitmeden
   Eksiltiyorum günleri takvimden
   Kum taneleri misali 
   Akıp gidiyor zaman 
   Geçip gitmiyor anılar 
   Sol omzumda bir sızı 
   Ağırlığı anıların 
   Uzak anılardan 
   Yırtık fotoğraflardan uzanıyorum sana 
   Dokununca kayboluyor hatıran 
   Puslu garip 
   Dağılıyor sisleri
   Sol omzumda bir sızı 
   Yokluğunun ağrısı 
   Başın,saçların 
   Ve yeşil gözlerinle 
   ömrümün 
   Kıyısında duruyor bir gemi 
   Liman aldıkça zamandan 
   Demir atıyor 
   Her defasında daha derine batıyor 
   Sol omzumda bir sızı 
   Sessizliğimin bağırtısı 
   Kulaklarımda sesinin tınısı 
   Uzak anılarda 
   13.günün mektupları 
   Gülüşlerin ve dahası 
   Yosun tutmuş hafızam ve bulanık sular
   Uzanıyorsun oradan 
   İki kalp arasındaki en kısa yol diyor Cemal abi 
   Parmak uçlarınla dokunuyorsun 
   Yalnızlığımı dağıtıyorsun 
   Uzaklarda şimdi çok uzak anılarda 
   Yaşıyoruz seninle hep başa saran bozuk bir plakta 
    Dönüp duruyoruz aynı şarkıda 


20 Ocak 2020 Pazartesi

Serzeniş



Bu yaşlı gezegende 
Ağlanacak ne çok şey vardı 
Durup bakınca anlıyordu 
Gözü kapalı insanlar 
Düşünmeden yaşıyordu
Ve durmadan 
Bu çağ sürüp gidiyordu 
Duygusuzlaştırıyordu ne varsa 
Hissetmemeyi marifet sanıyordu
Hisleri bitince kurtulurum sanıyordu 
Oysa daha yeni başlıyordu 
Ay kaybolunca gece biter mi 
Güneş doğmazsa gün olmaz mı 
Cevaplanmayan sorular soruyordu 
Her defasında aynı yanıtı alıyordu 
Uzay boşluğunda yer bulamamış bir sessizliği paylaşıyordu 
Gökyüzü bomboştu da ona bakıyordu
Silinen anıları gibi 
Biraz puslu biraz yitikti 
Çokça boşlukla doluydu 



Fiksasyon*

  Yorgun kelimeler biriktiriyorum gözyaşlarım içinde Bir yağmur damlasının bulutundan ayrılışını düşünüyorum Git gide hafifleyişi ve azalara...